Anasayfa Markalar Kategoriler Hakkımızda Önemli Bilgiler İletişim
 

Ürün Kategorileri

Motosiklet Modelinize Göre Ürünler
Sw-Motech 2011 Kataloğunu indirmek için lütfen tıklayın...

Yunanistan - Bulgaristan Gezisi

Foto Galeri için lütfen tıklayın...

Insanlik icin pek birsey ifade etmese de, kendim icin buyuk bir adim attim. Gecen sene uzerine ciktigim su pimp my Tenere'yi kismen tek basima da olsa soyle birazcik yurtdisinda gezdirdim. Taz cok iyi doldurdu, sagolasin; Selcuk da acaip bir rota verdi sen de cok cok sagol.
Yurtdisinda motor kullanmayi, uzun zamandir istiyordum; her ne kadar bu ise baslarken, uslu duracagim, evden ise, isten eve binecegim,
125R'yi hic satmayacagim dediysem de; isler cok kisa zamanda degisti maalesef. Tahimnim aranizdaki tek numune ben degilimdir.
Her neyse, LROTr grubundan da arkadasim ve ilk 125R'yi bana satip bu ise baslatan Kader'le anlasarak, cumartesi sabahi 05:00'de TEM Mahmutbey giselerinde bulustuk. Cok sıkıcı bir otoban yolculugundan sonra saat 07:00'ye dogru Kapikule'ye yaklastik ve ufak bir mola verdik.
Kapikule onune geldigimiz zaman, klasik pozumuzu verdik; fakat bundan sonra ki gecislerde maalesef fotografimi cekecek kimse olmayacak.
Siniri gecmemiz cok uzun surmedi, fakat Bulgar tarafi biraz daha teferruatliydi, elimize birer tane USB memory verdiler ve her kapida ona
birseyler isleyip en son kapida da geri aldilar. Genelde Turkce konusan birileri de vardi; hatta Ingilizce'den cok Turkce. Her neyse, siniri
gecip, hemen biraz Leva aldik.
Bulgar parasi Euro'ya karsi fiks bir degerde oldugu icin, bir problem yok; her yerde ayni parayi alabiliyorsunuz.
Yolumuza devam ettik, ilk hedefimiz, Haskovo, Kircaali ve Ardino uzerinden, Kader'in Koyu Bjal Izvor; orada bizi Babaanne bekliyor;
biraz da oyalanarak deviam ettigimiz icin meraklanmis.
Ilk duragimizi sinirdan 40-45 km sonra yaptik, Tenere'nin benzin bitmek uzereydi; otobanda devamli 5500 devir gidince benzini icti.
Kader bolgeyi bildiginden dolayi, bizi Haskovo'ya sokmadan bir kestirme ile sehrin ilerisine cikartti. Yol kenarinda bir iki dakika mola verdik;
fotograf ve biraz muhabbet.
Yola devam ettik ve ciddi bir durus yapmadik. Bu yuzden Ardino'ya yaklasirken mola verdigimiz yerde, "basimiz agriyor, ama neden" falan
derken, aklimiza geldi ki sabahtan beri dogru durust hic su icmedik. Bu nedenle Bjal Izvor'a 15-20 dakika kala, Ardino'da mola veriyoruz.
Bu arada, Kircaali'den sonra artik yol son derece yesil ormanli ve tabii bol virajli bir hal almaya basladi.
Bjal Izvor'a vardik, bizi super bir ev boregi, revanisi falan filan bekliyordu. Yola cikmadan zar zor verip, elbisemin icine sigabildigim
kilolari geri almamaya calisarak guzelce bir yuvarladik. Sonrasinda Kader bize yakin bolgeyi tanitti.
Bolgede boyle eski kopruler ve dereler cok bol.
Geri donuste sabah 04:00'te kalkmis olmanin ve yurtdisi ilk defa seyahate cikmanin gerginligi nedeniyle biraz dinlenme geregi duyduk
ve aksam yemegine kadar birazcik sekerleme yaptik. Aksam yemek icin Ardino tarafinda Seytan koprusu denen bolgeye gitmek icin yola
ciktik.
Aksam yattik, benim seyahatim o naktadan sonra baska bir boyut kazanacakti. Sabah kalkip hazirlandim, heybeleri tekrardan doldurup,
meshur GPS'imi actim, Kader'lerle vedalasarak yola ciktim. Yola ciktim, ama daha dakika bir, gol bir, hatali bir yone donerekten, yaklasik
45 dakika ters istkamette gittim ve bambaska bir kasabaya ciktim. Neyse geri dondum ve biraz da icim burkularak basladigim noktayi tekrardan
gecerek seyahate gecikmeli de olsa bastan basladim.
Bu dakikadan sonra fotograf cekecek kimse yok, bu yuzden cok manali seyler cekemedim. Bir de acikcasi kotu basladik ya icimi bir stress kapladi; ilk seferinde her gencin basina gelmistir mutlaka.
Benim en buyuk hatam, bunu off road'da da cok yapiyorum; hatali bir yola girince ve bunu anlayinca geri donmek yerine oraya baska yoldan
nasil ulasirima ugrasiyorum. Bu da isin asli, hatayi hatayla duzeltmekten baska birsey degil.
Ilk checkpoint Smoljan isimli sehir; -bu rota tamamen Selcuk'un tavsiyesidir- gercekten yol boyunca doga ile ic ice gittim.
Yol boyunca bir nehire paralel gidiyorum;
Bu da onun onundeki set.
Yolun basi ya, her an durup foto cekiyorum. Yaklasik bir saatte galiba Smoljan'a vardim. Istikamet Asenovgrad 65 ve Plovdiv 20 km.
bir yol. Smoljan'in hemen cikisinda insa halinde bir yol ve yavas yavas tirmanis basliyor. Onumde bir Tir, bir turlu gecemiyorum; taa ki,
yol yapim barikatina gelinceye kadar. Orada soldan caktirmadan kaciyorum; yol Pamporovo'dan gececek, bu arada icimden umuyorum,
Tirmandikca hava kapatti ve sonunda ciddi bir yagmur basladi. Selcuk mutlaka yagmurluk al demisti, fakat, benim yagmurlugum olmadigi
icin sadece kislik montun su gecirmez icligini almistim; onu da cikartmak icin cantalari acmam gerekiyordu. Sonunda sol kenarda aradigim
seyi buldum.
Uzerimi degistirdim, siginagin da betonu bel verdigi ve bana cok guven telkin etmedigi icin, yaktim pimp my Tenere sislerini ve yoluma devam
ettim.    
Neyse, yolun bundan sonrasi beni cok umutsuzluga dusurdu, ne bileyim, sabah gunluk guneslikti ciktigimda, sonra hava kapadi, bir de yagmur;
ben de bir o..zluk yapip gunes gozluklerimi cikartmayinca,saat 12 falan olmasina ragmen, eyvah hava kararacak, bu yollarda gece cok zor olacak falan filan stresine dustum ki hic gerek yoktu. Ama ben bu seyahatten kendime gore cok dersler cikarttim; herseyden once hedeflerden
sasmaya hazir olmak gerekiyor. Bu nedenle Asenovgrad girisinde cok gormek istedigim manastirlar falan hepsini dumduz gectim. 
Asenovgrad icinde cikmaz bir sokaga girdim, karsima Yunan plakali bir minivan ve uzerinde kocaman ULKER tabelasi cikti.
Plovdiv'e varmadan once benzinimi fulledim ve Plovdiv'e girerken de ilk gordugum happy and bar'a girdim. Yillardir Bulgaristan'a gitmiyordum
ve kaskaval kroketler gozumde tututordu ki; galiba menuden kaldirmislar.
Ama garsonlar her zamanki gibi bir numara idi.  
Yol boyunca canim biraz sikildigi ve gevsemek icin durdum, kulakliklarla beraber kaski takmaya calstim; zor da olsa becerdim. Bir sonra ki
seyahate kesin baska bir cozum bulacagim. Yol kenarinda dururken, motorlu bir Bulgar ekip problem olup olmadigini ogrenmek icin yanima
yaklasti, cok efendi insanlardi; sorun yok deyince, onlar da Sofya'ya dogru yollarina devam ettiler.

Pazardjik'a vardiktan sonra listede Velingrad var ve yine tirmanmaya donup dolasmaya basliyorum; artik Tenere ve ben acaip alistik; virajlari
cok rahat aliyoruz - bilmiyorum, belki yan cantalar nedeniyle -. Velingrad'dan sonra Jakoruda'ya gitmem gerekiyor, fakat tabela goremiyorum;
sadece Vlagoevgrad tabelasi var, elimdeki harita da cok detayli degil.

Bu arada GPS'i Amerika'dan aldigim icin, uzerinde yuklu harita gercekle pek tutmuyor. Yani demek istedigim, gittiginiz cizgi var, ama alttaki harita
uzerinde bambaska bir yerde gorunuyorsunuz.

Her neyse yine tirmanmaya devam ettim, bu arada cok guzel bir yaylaya vardim.

Ayni bizim Karadeniz Yaylalari. Biraz nefes aldim, bir iki fotograf cekip, merakli bakislar altinda yoluma devam ettim. Yol buradan sonra
nispeten kotuydu, derin cukurlar vardi; ama tabii Tenere'ye tinnnnnnnn. Her neyse en cok Jakoruda'ya vardigimda mutlu oldum, cunku
hava acmis ve goruntude ben artik yukaridan inmistim; duz gidiyordum. Yol boyunca bircok koy gordum; artik bir sonra ki hedefim Goce Delcev idi.

Goce Delcev'e kadar rahat rahat yumusak virajlari alarak devam ettim. Saat, galiba 6'yi biraz gece vardim; fakat ortada sinir minir, hicbir
tabela yok; ama benim gozden kacirdigim bir tabela vardi ki; o da DRAMA 70 km (galiba) ki Drama sonradan caktik kofteyi, Yunanistan'daymis.
Biraz daha da ilerleyince, yolun yeni yapilmis oldugunu da gorunce dogru yolda oldugumu anladim. Zaten malum alet de dogru yol gosteriyordu.
Cok gecmeden kapiya vardim; o anda ne kadar mutlu oldugumu anlatamam; gercekten zor bir gun olmustu, ilk tecrube icin belki biraz fazla
olmustu, ama sonunda hedefe varmis gibiydim.

Bu arada Selcuk, Jakoruda'nin karsisinda daglarin tepesi karliydi; kendi kendime, "simdi sinir buralardan gecer mi???" falan diye sormadan da edemedim.
Ve Bulgaristan'i coooook rahat terk ettim; hem Bulgar'lar, hem de Yunan'lilar da acaip efendi idiler, hep havaaalanlarinda karsilastigimiz
pasaport memurlarinin hareketlerinden cok uzak.

Hido, valla bitirecem, aksama becerebilirsem, Yunanistan'a devam edecegim.
Neyse, sonunda Yunanistan'a gectim. Sinir bir tunelin tam ortasina denk gelmis. Merak ediyorum, butun sinirlar boyle eksantrik olmali mi
acaba. Mesela bizim Ipsala siniri da Meric koprusu uzerinde tam ortada.

Her neyse Yunanistan'da istikamet Kavala olacakti; yorulmustum, bu yuzden Selanik'e girmek istemedim. Genis bir yoldan Drama'ya dogru yaklasmaya basladim.

Kavala'ya girip denizi gorunce, cektim kenara bir fotograf cektim.

Iceride bir tur atip, otel arayisina girdim, cok fazla detaya girmeden, yol ustundeki otellerden birine kapagi attim.

Motoru kaldirima park edip, rahat rahat uyuyabilirsin dedi icerideki amcam, biz de oyle yaptik. Direkt odaya cikip bir dusa girdikten
sonra kendimi attim Kavala aksamina. Acikcasi balik yiyesim gelmedi; bu yuzden, yakinda Pita Gyros denen Yunan tipi doner
durumcusune oturdum.

Kavala aksami hareketli ve hava yazdan kalma idi.

Pita Gyros'tan sonra tatlici dukkanina girdim.

Tatlim mi gelmis ne, bir cikolata sufle siparis ettim, kadinin bakislari arasinda bir anda temizledim; kadin acidi herhalde,
"bir bardak su vereyim, ister misin?" diye sordu. Ben de odada var gerek yok diyerek, kosar adim otele uzadim.

Bu guzel hava birkac saat sonra yerini gok gurultulu yagmura birakti, ama ben o anda derin uykuma dalmistim bile. Cikolata sufleyi ancak
1,5 litrelik bir sise su bastirabildi.
Sabah kalkip resepsiyona indim, bayanin Turkiye dogumlu oldugunu ogrendim ve bir sure muhabbet ettik.
Biraz Kavala'da takildim, kahve icmek icin limana gittim. Nereye park etsem falan derken, kahvede oturan ihtiyarlar bana
kaldirim kenarina park etme, oralar aboneli; kaldirima cikart birsey olmaz dedi, biz de cikartip park ettik. Fakat kahveden
donuste bir baktim ki kaldirimdan incek bosluk kallmamis. Sonucta cantalari soktum, motoru indirdim, sonra tek tek motorun
yanina tasiyip taktim.

Yola ciktim, Tassos'a gitmeden once eski Kavala da bir tur attim.

Kavala'yi terk ettim, ve otoban ciktim, Tassos'a gitsem mi, gitmesem mi bilmiyorum, karar veremedim.
Oteldeki bayan Ankara dogumluymus; enteresan, babasi ODTU'de o zamanlar ogretim gorevlisiymis. Turkce konustuk; reklam yapmak olmasin,
yol ustunde Nefeli Hotel'de kaldim, temiz, guzel ve hesapli bir oteldi.

Her neyse, oradan ciktim, kahve ve sonrasinda motor canta sok tak isini yazmisim; pardon, yaslilik iste.

Oradan eski Kavala'ya gittim, onu da yazmistim.

Oradan yola ciktim, Tassos'a gidip gitmemeye karar verememistim, bu yuzden otobanda Keramoti cikisinda bir paradox yasadim, sonra mantikli
dusununce pisman oldum, ve bir sonraki cikistan otobanda ters yone dondum. Gel gor ki, ters istikamette, Keramoti cikisinin bir paraleli cikis
yapmamislar, neredeyse taa Kavala'ya kadar devam edip, tekrar ayni istikamete geri dondum. Iyi ki de yapmisim, otoban cikisindan Keramoti
18 km mesafede acik bir yol. Feribotlar cok seri, neredeyse her saat var, ben oraya vardigimda, kalkmasina 7 dakika kalmisti ve bindim.

Yaklasik 40 dakikalik bulutlu ama havadar bir seyahatten sonra vapur Tassos'a kapilarini acti. Ne yapacagimi hic bilmeden, elimdeki
haritaya bakmadan, ciktim yola, ilk tabeladan yukari dogru tirmanmaya basladim. Yolu taramislar ve asfalt calismasi vardi, bu yuzden bir sure
keyifsiz giden yol, ilk kasabaya -galiba potamia- varmamla son buldu. Yemek yiyecek super yerler vardi, fakat ben illa asagidaki koya da bir inip
bakayim diye tutturdum, indigimde de oturup plaj kenarinda bir bira ictim. Bu arada Taz'a da mesaj attim.

Sonra geri donmek yerine hadi biraz daha devam edeyim, falan derken, butun adanin etrafini hic durmadan dondum; limana yaklastigimda da
feribota 1 sat vardi; artik tekrar yukari cikacak zamanim yoktu. Ah abicim nasil hata yaptim da o feribota binip geri dondum, o aksam orada kalmadim, hic bilmiyorum, ama, Ipsala'yi gecerken ve hatta su anda yazarken bile icimde bir burukluk hissediyorum.

Limana 2 dakika mesafede buldum bahceli bir yer, oturup orada yedim, ama aklim Potamia'da sise takili donen ette kaldi.

VE Feribot tekrardan ana karaya yanasti; bu arada feribot tek kisi gidis 8 Euro.
Aslinda yola cikmamla beraber birazcik da tatilin bitmis olma havasina da girdim. Aklimda Kavala'dan Alexandropolis'e olan yolun daha uzun oldugu, motorla bir gunde Kavala Istanbul yapmamin bayacagi gibi bir fikir olusmus nedense; yanilmisim.
Yolun buyuk bir bolumunu siddetli bir ruzgar altinda aldim; hatta sonrasinda Istanbul'a kadar da aynen. Ama biraz kasarlandim sanki
kulagimda ipod, ruzgar pek tinmadi bu sefer. Belki de motor cantalarindan dolayi falan belki biraz daha stabil oldu.

Her neyse yine saat 8'e dogru Alexandropolis'e girdim ve Baobab isimli bir motel'e yerlestim. Aslinda yazlari iyi bir gece kulubuymus;
yine gidersem kalirim valla.

O aksam pek bir keyfim yoktu, sehirde bir iki tur atip, yine gidip pita gyros yedim. benzini fulledim ve otelin gece kulubune takildim.

Sabah planim erken kalkmamak ve oglen baligi yiyerek yola cikmakti, o da olmadi, karga b.kunu yemeden kalktim, ciktim, bir kahve ictim,
saat 10, ikinciyi ictim, saat 10:30; kalktim bir tur attim, bir tane daha ve balik yemeden maalesef geri donus yoluna gectim.

Tek basina bu is bundan iyi olur mu bilemiyorum, belki sizlerden ogrenmem gerekiyor:

Burada durdum, fotograf cektim, sonra bir baktim arkadan iki 34 plaka motor gecti gitti.

Cok gecmeden de Ipsalâ'da kuyruga girdim.

Duty free'ye girdim, birsey almayacaktim da, acaba Uzo alsam kutulara koysam falan derken, o isin de icabina baktik.,

Eh 45 X 2 canta var bir uzo'luk da yer olsun icerisinde degil mi ama??

iste burasi da memelektime giris noktam; iki kilometre sonra traktorun teki zirt dedi, kavsakta sagimdan onume U donusu yapmaya kalkti,
eh 4 gunluk seyahatten sonra ortama acele intibak bu sekilde oldu.

Yolun en sonu da burasi; pimp my Tenere hicbir zaman kirli olmamali.

Boyle ufak bir gezi yaptim ve geldim, dedigim gibi benim icin guzel bir tecrube oldu, sizler belki cogunuz bu tur seyahatleri defalarca
yapmissinizdir; ama tabii biz acemiler icin bu seyler heyecanli anilar olarak hafizamizdaki yerini aliyor. Lisede bir kimya hocasi vardi,
soyle derdi; oglum kimse gokten zembille inmemistir.

Zembil muhtemelen zeplin;

Herkese selamlar,
Umit

Yazar : Ümit Bey
Yazarın Diğer Yazıları

 
YükleniyorYükleniyor